MUĞLA İLÇELERİ


BODRUM

1BODRUM

MUĞLA
İLÇELERİ
TARİHİ YAPITLAR
SİT ALANLARI
DOĞAL GÜZELLİKLERİ
YEMEKLERİ
FOTO GALERİ
FOLKLÖR

Bodrum, Muğla ili’nin 12 ilçesinden birisi ve ilçenin yönetim merkezi olan şehir.

İlçe günümüzde önemli bir turizm merkezi olması ile anılmaktadır ki bunda Bodrum’un kendine has bazı özellikleri olması etkilidir. Bodrum sadece Türkiye’de değil dünyada da turizm açısından bilinen bir ilçedir.

Dünyanın 7 harikasından Mavsolos’un Mozolesi Halikarnassos şehrinde inşa edilmiştir. Depremler ve istilaların etkisiyle zamanla yıkılan mozolenin mermerden taşları Bodrum Kalesinin yapımında kullanılmıştır. Kaleyi 15. yüzyılda Hristiyan Şövalyeler inşa etmiştir. İnşaat 100 yıllık bir sürede tamamlanmıştır. Papa kalenin bitmesi için kalenin yapımında çalışanlara endülijans kağıtları dağıtmıştır. Bodrum şehri Anadolu toprakları üzerinde en son ele geçirilen hristiyan toprağıdır. Şehir II. Mehmed zamanında kuşatıldıysa da ancak I. Süleyman’ın Rodos Seferi sırasında ele geçirilebilmiştir. Bodrum Kalesi bugün Dünyanın en büyük 2. Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vermektedir. Bodrum şehri ise pek çok kültürel etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.

Bodrum, Muğla ili’nin batı köşesinde yer alır. İlçe topraklarının büyük çoğunluğu kendi adını taşıyan bir yarımada içerisinde bulunmaktadır ki ilçe kuzey, batı ve güneyden Ege Denizi ile çevrelenmiştir. Doğusundaki Milas hariç herhangi bir idari sınırı yoktur.

Bodrum, dünyaca ünlü bir tatil beldesi olması nedeniyle gelişmiş ulaşım imkanlarına sahiptir. Şehrin hava ulaşımı Milas-Bodrum Havalimanı üzerinden sağlanmaktadır ki şehre uzaklığı 32 km.’dir. Bodrum’da üç büyük marina ve kruvaziyer yanaşma iskelesi de mevcuttur. Marinaların ilk yapılanı Bodrum merkezde bulunan Milta marinadir. İkinci marina Turgutreis beldesinde bulunan D Marin ve üçüncüsü Yalıkavak beldesinde bulunan Palmarina’dır.

DALAMAN

2DALAMAN
Dalaman, turizmde son yıllarda yol alan Muğla ilçelerinden biri.

Turizm için her şey var ama, ancak Dalaman havalimanının açılmasıyla turizm yatırımlarında hareketlenme oldu.

Dalaman’da, özellikle Kapıdağ yarımadası çevresinde olağan üstü güzellikte koylar olduğunu biliyoruz. Bu koyların bir bölümüne sadece denizden ulaşılabiliyor. Bu nedenle de Marmaris-Göcek arasında dolaşan mavi yolculuk tekneleriyle yatların ideal demirleme ve konaklama alanı oluyor bu koylar. Sarsıla gibi bazı koylara ise karayolu bağlantısı da var.

Dalaman’da Devlet Üretme Çiftliği’ni ziyaret edin bir gün. Golf sahası gibi yemyeşil çimenler ve anıtlaşmış palmiyelerle çevrili koskoca bir binadır Üretme çiftliği ve yanında da Abbas Paşa Camisi vardır.

Binanın öyküsü de ilginç. Mısır Hıdivi Abbas Paşa, ava meraklı olduğu ve bu çevrenin de “uçarı kaçar”ı bol olduğu için Dalaman’ a bir av köşkü yaptırmak istemiş. İnşaat işi de Fransızlara verilmiş. Aynı günlerde Fransız inşaat grubuna bir de Mısır’da istasyon binası siparişi verilmiş. Ama Fransızlar hazırladıkları projeleri karıştırmışlar, İstasyon binası projesini Dalaman’a, av köşkünü ise Mısır’a göndermişler. Kimse de farkına varmamış bu karışıklığın ve tren yolu geçmeyen Dalaman’a av köşkü diye istasyon binası yapılmış. İşlevselliği olmamasına rağmen istasyon, mimarisi ve öyküsü hoş bir bina olarak kalakalmış Dalaman’da.

DATÇA

3DATÇA
Datça’nın en canlı noktası yat limanının çevresidir. Hergün çok sayıda tekne uğrar bu limana. Teknelere de servis veren her türlü alışveriş yeri dağılmıştır liman çevresine. Hem liman çevresinde, hem de şehir merkezine açılan cadde ve sokaklarda kaliteli lokantalar, renkli barlar bulabileceksiniz.

İskele mahallesinde suyu denize bağlı bir minik göl göreceksiniz. Merkeze 3 km uzaklıkta Datça’nın eski merkezi Reşadiye mahallesinde geleneksel Türk taş evleri meraklıları için ilginç olabilir.Selçuklu döneminden kalma camisiyle 7 km uzaklıktaki Hızırşah köyü de unutulmamalı.

MÖ. 4. yy’da işletildikleri anlaşılan ve kazı çalışmaları süren Seramik Atölyeleri’ni Eski Datça ile Hızırşah Köyü arasında görebilirsiniz. Özel mülkiyette olan Reşadiye Eski Konak diye adlandırılan ev özellikle iç nakışları ve tavan süslemeleri ile ilgi çekicidir.

Ege ile Akdeniz’in buluşma noktasıdır Datça. Marmaris’ten batıya uzanan 70 Km. uzunluğundaki Datça Yarımadası’nın bir yüzü Akdeniz’e, bir yüzü Ege’ye bakar. Knidos antik kentinin bulunduğu yarımadanın uç noktasına gidenler, iç limanın Akdeniz, dış lımanın Ege suları olduğunu bilip, heyecanını duyabilirler bu keyifli coğrafyanın.

Datça Yarımadası bir büyük yarımada. Bencik limanından, yarımadanın en dar yerinden başlıyor ve Knidos’a kadar uzanıyor. Haritada koptu kopacak gibi gözüken bu en dar yerin Hisarönü körfezine bakan tarafı Bencik limanı, Gökova körfezine bakan tarafı Bördübet. Arasındaki mesafe 800 metreye kadar iniyor. Bir ara bu dar yeri açıp da Datça’yı ada haline getirmek isteyenler bile olmuş. Tarihin babası Heredot’a göre Perslerin İonia’ya girmesi üzerine Knidos’lular Balıkaşıran Mevkiindeki bu dar kıstağı kazarak yurtlarını ada haline getirmek istemişler. Çok çaba harcamışlar ama yarımada anakaradan kopmamak için direnmiş. Taşları kıranların başta gözleri olmak üzere her yerlerinde onulmaz yaralar açılmaya başlamış. Bunun üzerine vazgeçmişler.

Bu inatçı topraklar belki de daha da dirençlidirler artık.Ülkemizin büyük şairi Can Yücel Datça’da gömülmüştür de torunu “Dedemi ektiniz mi ?” diye sormuştur.

Coğrafya bilgini Strabon “Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olması için Datça Yarımadası’na gönderir,” demiş. Bu öyle boşuna söylenmiş bir söz değildir. Yörede anlatılan bir öykü Strabon’u doğruluyor: Günümüzden 4-5 yüz yıl kadar önce İspanyol korsanlar Datça’nın açıklarından geçerken gemideki cüzzamlı hastaları atmaya karar vermişler ve yanaşıp Sarıliman Koyu’na bırakmışlar. Ölüme terkedilen cüzzamlılar Datça’nın bol oksijenli havasıyla iyileşmişler, yaraları kapanmış. Emecik Dağı’nın eteklerine bir köy kurup burada yaşamaya başlamışlar. Bu toprakların, bu yurdun insanı olmuşlar. Emecik’te kimse bu hikayeyi hatırlamıyor, dahası böyle bir öyküden hoşlanmıyorlar. Öykü doğru mudur, yakıştırılmış mıdır bilinmez ama Datça’nın havasının insanı sağlıklı kıldığı gerçektir.

Belki bu nedenledir ki Dorlar bu bölgede 50’nin üzerinde yerleşim kurmuşlar. 2700 yıl önce yarımadanın nüfusu 70.000’in üzerine çıkmış. Şimdilerde nüfusun 15.000’i bile bulmadığı düşünülürse ne olağanüstü bir uygarlıktan söz edildiği anlaşılır.

Son yıllarda Datça yeniden keşfediliyor. Kalabalıktan, gürültüden, kirlilikten kaçanlar Datça’yı ömürlerinin sonuna kadar kalacakları bir mekan olarak belliyorlar.

Siz de Datça’yı günübirlik bir uğrak yeri gibi düşünmeyin. Yarımadanın etrafında tamı tamına 52 koy bulacaksınız. Kimisine sadece denizden ulaşılabilen bu koylardan biri gün boyu sadece size ait olabilecek. Kalabalık ve plaj arayanlar toplam 13 km uzunluktaki plajlardan birine atabilirler kendilerini. Datça plaj ve koylarındaki denizin güzelliğini, akvaryum duruluğundaki suyunu unutamıyacaksınız.

Küçük ve güzel oteller bulabilecek, tekneyle koylarında dolaşabilecek, Knidos antik kentinin etkileyici kalıntıları arasında keşiflerde bulunacak, renkli Datça akşamlarında hoş anılar biriktirebileceksiniz.

FETHİYE

4fethiye
Her kent, her deniz bir renkle anılsaydı Fethiye’ye turkuaz yakışırdı. Turkuaz yeşile çalan mavi demek ve Türk’ten üretilmiş, Türk çinilerinin mavisinden. İşte mavinin bu en güzel tonu gelip Fethiye’de Ölüdeniz’e oturmuş. Akşamüstü, günbatımına doğru doğa harikası Ölüdeniz’de, başka hiç bir denizde göremeyeceğiniz türkuazı yakalayacaksınız. Mavi desen mavi değil, yeşil desen yeşil değil ama hem mavi, hem yeşil. Anlatması zor.

İyisi mi siz gidip kendiniz görün de vurgun yemiş gibi olun!

Fethiye’ye varıp da kalacağınız yere yerleştiniz mi, önce bir çarşısını dolaşın. Oldukça iyi korunmuş, yapılaşmanın kontrol altında tutulduğu, daracık sokakları gölgeli, küçücük meydanlarıyla sevimli çarşısını dolaştınız mı kendinizi artık Fethiyeli hissedeceksiniz. Yabancılığınızı unutacaksınız da yıllardır burada yaşıyormuşsunuz gibi bir duygu saracak içinizi.

Akşam olunca çarşının rengi ve havası değişiverir. Lokantaların, barların zamanıdır artık. Balıklar ızgarada cızırdamaya ve ortalığı hafiften bir anason kokusu sarmaya başlamıştır. Gündüzün sıcağı da geride kalmış, akşamın serinliği egemen olmuştur.

Fethiye çevresini öyle birkaç günde dolaşmak kolay değildir. Tatil için her şey vardır. Tarih, kültür, plaj, su sporları, Türkiye’nin en iyi yamaç paraşütü alanı, Türkiye’nin en etkileyici ören yerleri, en iyi koyları, mutfak ve alışveriş. Fethiye dışında, tatili bu denli dolu geçireceğiniz, her anından zevk alacağınız yerlerin sayısı azdır.

Fethiye’yi sayfalara sığdırmak da zordur bu nedenle. Gelin başlayalım gezimize.

KAVAKLIDERE

5KAVAKLIDERE
Aydın-Muğla karayolu üzerinde, Çine vadisini aşıp Yatağan’a yaklaştığınızda yol kenarındaki açıklıklarda çeşitli el sanatları ürünlerinin ve süs eşyalarının yer aldığı tezgahlar gözünüze çarpacak. Çoğu bakırdan yapılmıştır bunların ve anayoldaki sapaktan yaklaşık 26 km ötedeki Kavaklıdere ilçesinden getirilip burada satışa sunulmaktadır.

Bu güzel ürünlerin yapıldığı Kavaklıdere’yi ve ilçeye bağlı Menteşe beldesini görmek için yarım gününüzü ayırmaya değer.

Denizden yüksekliği 700-800 metre olan ve Ormanla kaplı bu iki beldenin sakinleri yörüklerdir. Yörük kültürü düğünlerde, yayla şenliklerinde yaşatılır.

Kavaklıdere’de bakır işlemeciliği, kalaycılık, marangozluk, halıcılık gelişmiştir. El sanatları ve süs eşyalarının ünü Muğla sınırlarının ötesindedir. Türkiye’nin her tarafında çerezcilerin kullandığı leblebi tavaları buradan gider. Kavaklıdere’nin Otantik Bakırcılar çarşısını mutlaka gezmelisiniz.

KÖYCEĞİZ

6Köyceğiz
Muğla – Fethiye yolu üzerindeki Köyceğiz Gölü kenarına kurulmuş Köyceğiz’e girerken bir sahil ilçesine değil de içerlerde bir kasabaya giriyormuşsunuz gibi gelir. Sonra birdenbire göl karşınıza çıkıverince şaşırırsınız. Yerleşik nüfuslu onbini bile bulmayan ilçe ve çevresi tarihsel zenginliğe de sahiptir.

Denizin, güzel kumsalların, çok güzel bir gölün, doğal ve tarihi zenginliğin hepsini bir arada görmek istiyorsanız gideceğiniz yerin adı Köyceğiz’dir.

Bu güzelim coğrafyada yerleşim bin yıllar önce başlamış. İlk yerleşimin izleri MÖ 3400 yılarına uzanıyor. Sonra İskitler, Asurlular, İyon ve Dorlar, Persler, Helenler, Seleykoslar, Romalılar, Menteşoğulları ve Osmanlılar yerleşmişler bu topraklara. Gölün Akdeniz’le birleştiği noktadaki Kaunos antik kenti, MÖ binli yılların doğu akdeniz ve Ege’nin kesişim noktasındaki en önemli liman kentlerinden biri olmuş.

Bugünün Köyceğiz’i ise Osmanlılar döneminde gelişmiş.

Köyceğiz gölü kıyısına kurulu kent merkezi, diğer tatil merkezlerinden farklı bir görüntüdedir. Yaz kış dengeli bir nüfus yoğunluğu vardır. Yaz aylarında çok kalabalık değildir, kış aylarında ise diğer turizm merkezlerinde olduğu gibi el ayak çekilmez. Sakin, rahat bir tatil arayanlara her mevsim önerilebilecek bir yerdir Köyceğiz.

Sabah kalkıp göl kıyısında yürümek insana zindelik kazandırır. Kıyı bandı yürüyüş için düzenlenmiştir. Sabah kahvaltınızı kıyıdaki çay bahçelerinden birinde yapabilirsiniz göle karşı. Dileyenler yaz aylarında göl sularında serinleyebilirler. Suyu biraz bulanıkça da olsa temizdir. Ne de olsa göl suyudur. Göle her yerden girilebilir. Ama kıyı bandının doğusunda kalan ve arkasında Sığla ormanının bulunduğu kumsal belediye tarafından plaj yapılmıştır. Plaj tesisleri, yiyecek içecek üniteleri, soyunma ve duş kabinleri bulunur.

Köyceğiz şehir merkezi, bir meydana açılan temiz ve düzenli sokaklardan oluşur dense yeridir. Meydan her zaman canlıdır. Akşam karanlığı çöktüğünde kıyıdaki ve meydana açılan sokaklardaki lokantalar, barlar canlanır. Masalar sokaklara atılır. Esnaf lokantaları ve meyhaneleri, salaş görüntüsüne rağmen iyi mezeler, her türlü et, balık ve tavuk türleri sunarlar müşterilerine. Fiyat diğer tatil yörelerine göre her zaman hesaplıdır. Yabancıya ayrı yerliye ayrı muamele yoktur..

MARMARİS

7Marmaris
Marmaris Türkiye’nin en popüler tatil merkezlerinden birisidir. Özel araçla gidiyorsanız çamlar arasından Marmaris’e doğru inen yolda “İşte Marmaris” yazılı tabelayı görünce bir mola verip kenti kuşbakışı seyredebilirsiniz. Son 15 yılda çok hızlı bir yapılaşma yaşandı ama yine de güzel görünür kent, bu noktadan.

Marmaris yaz aylarında 100.00’i bulan şehir içi nüfusuyla artık devasa bir tatil şehri durumundadır. Her bütçeye uygun otel bulmak mümkündür. Yüzlerce lokanta, cafe, eğlence yeri açılmıştır.

Onca yapılaşmaya rağmen, yapılan çevre düzenlemeleri ve arıtma sistemleri sayesinde kent içindeki plajlardan denize girilebilen ender kentlerimizdendir. Daha temiz deniz, daha boş sahiller arayanlar için karadan ya da tekne turlarıyla ulaşılabilen koyları vardır. Su ve doğa sporları meraklılarına, oteller ve seyahat acentaları çok çeşitli seçenekler sunar.

Kent merkezindeki en önemli tarihi yapı Kale’dir. Kale ilk kez İonialılar tarafından yapılmıştı. Bugünkü kale 1522’de Osmanlılar tarafından yapılmış olandır. Kale, 1914 yılında bir Fransız savaş gemisinden atılan top ateşi sonucu büyük zarar görmüş. Cumhuriyet döneminde kale yerleşime açılmış ve 18 konut, çeşme yapılmış. 1980-90 Yılları arasında restore edilen Kale’nin içinde bugün müze yer almaktadır. Kalenin girişi doğrudan bahçeye açılıyor. Avlunun iki yanından surlara merdivenlerle çıkılıyor. Surlardan çevreyi izlemeli. Kapalı mekanlardan ikisi arkeoloji müzesi olarak düzenlenmiş. Bahçede ve bu iki salonda bölgedeki kazılardan elde edilen eserler, amphoralar, Knidos, Burgaz, Hisarönü kazılarından elde edilen pişmiş toprak, cam eserler, sikke ve süs eşyaları sergileniyor. Galerilerden biri Türk Evi olarak düzenlenmiş etnografya salonu, bir diğeri de kale komutanının odasıdır.

Kentteki diğer bir Osmanlı yapısı da Hafza Sultan Kervansarayı’dır. 1545 Yılında yapıldığı üzerindeki yazıtta belirtilmiştir. Üzeri kemerlerle örtülü Kervansaray, kaleye çıkan dar ve basamaklı sokağın hemen girişindedir. Kervansaray’ın 7 küçük ve bir büyük odası günümüzde turistik eşya ve hediyelik satan dükkanlara tahsis edilmiş.

Çarşı içindeki Tarihi Bedesten ise, eskiden olduğu gibi bugün de alışveriş merkezi olma özelliğini sürdürüyor. Alışverişi yapanlar ve satılan ürünler değişmiş sadece, her şey turistik olmuş.

Marmaris yakın çevresinde Osmanlı dönemine tarihlenen başka eserler de var. Kemeraltı Mahallesi’ndeki İbrahim Ağa Camisi 1789’da, Muğla yolunun 10. Km’sindeki Taşhan ve Kemerli Köprü ise 1552’de yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos seferine çıkmadan önce ziyaret ettiği kehanetleriyle ünlü Sarıana’nın türbesi aynı adlı mahallededir. Rivayete göre Rodos seferine hazırlanan koca Osmanlı ordusunun bütün askerleri Sarıana’nın tek ineğinin sütüyle kahvaltı yapmış.

MİLAS

8MİLAS
Bodrum’a giderken hep içinden geçilip gidilen Milas’da bir mola vermeye ve antik dönemin bu önemli kentini görmeye ne dersiniz?

Milas kent merkezi, antik kalıntıları, tarihi Milas evleri, düzgün kent yerleşimi ile güzel bir ilçe. Yakın çevresi de tarihi zenginliklerle çevrili. Tarihte 27 irili ufaklı kent kurulmuş.

Milas’ın 19 yy. evleri yanında halıları da dünyaca ünlü.

Milas gezisine Hisarbaşı mahallesinde, Hisarbaşı tepesinin doğusunda bir podyum üzerine inşa edilmiş Zeus Karios Tapınağı ile başlamalı. Tapınağın Korint başlıklı tek sütunu ayaktadır.

Kentin eski surlarından bugüne ulaşan tek kalıntı, yörede Baltalı Kapı olarak bilinen kapı kemeridir. Kapı MÖ 1. yüzyıla tarihleniyor. Kemerinin kilit taşı üzerindeki çift yüzlü balta motifinden dolayı yörede “Baltalı Kapı” olarak anılıyor.

Gümüşkesen Anıtı MS. 2. yy’da yapılmış ve iyi korunmuş mezar anıtıdır. Bodrum’daki Mausoleion’un daha küçük bir örneğidir. Sodra Dağı eteğinde Gümüşlük semtindeki mezar anıtı yüksek bir kaide ve basamaklı bir çatıdan oluşmaktadır.

Milas’ın doğusundaki ovada uzanan iki katlı su kemerleri erken Bizans dönemine ait. Kemerlerin inşaatında antik dönem mimari parçalar da kullanılmış.

Kent merkezindeki Firuz Ağa Camii, Menteşoğulları döneminden kalan en önemli eserdir.

ORTACA

9ORTACA
Ortaca şehir merkezi turizm açısından çok ilgi çekici değil. Tarım, ticaret ve küçük sanayi şehir ekonomisinin canlılığını sağlıyor.
Dalyan ve Sarıgerme gibi iki önemli turizm merkezi, Ortaca sınırları içindedir. Sargırme de, Dalyan da Ortaca’ya çok yakın. Dalyan 11, Ortaca 16 km uzaklıkta şehir merkezine.

ULA

10ULA
Muğla’dan 12 km sonra Gökova’ya inen Sakar Geçidi’ne girmeden sola dönüp, sapaktan 3 km uzaklıktaki Ula’ya girerseniz biraz sonra Akyaka’da göreceğiniz ilginç mimarinin kaynağını bulacaksınız. Tabii gündüz geçiyorsanız. İlçe merkezine girdiğinizde yol kenarına park edilmiş bisikletlerin çokluğu şaşırtabilir. Ulalılar son yılların gözde şehir içi ulaşım aracı motosikletlerden daha çok tercih ediyor bisiklet kullanmayı. Temiz havayı, huzurlu kent yaşamını belki de buna borçlular.

Muğladaki sivil mimari örneklerinin en güzellerini Ula’da görebilirsiniz. Ula, yapıları kadar yapı ustaları ile de biliniyor. Ama Ula’daki eski yapıların da çoğu yıkılıp yokedilmiş. Ayakta kalanlarının bir bölümü korunuyor. Ara sokaklarda dolaşıp görülmeye ve fotoğraflamaya değecektir.

Ula Evleri’nden biri Ula Türk Evi adıyla restoran olarak kullanılıyor. Ula mutfağının özgün çeşitlerini de bulacaksınız bu restoranda.

YATAĞAN

11YATAĞAN
Turistik özelliklerinden çok termik santralıyla bilinen Yatağan, aslında çok sayıda doğal ve tarii zenginliği barındırır.

Çine yönünden Yatağan’a giriş yapanlar, Çine vadisinin olağanüstü güzelliğindoen etkilenirler. Şimdi Çine çayının suları altında kalacak olan Çine vadisi içinden akan ve yılın altı ayı zakkumlarla çevrili deresi, ilginç kaya şekilleri, tarihi köprüsü ile mutlaka görülmelidir. Vadiyi gezmek için yeni yolu değil eski Çine – Yatağan yolunu kullanmak gerekir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s