TRABZON İLÇELERİ


AKÇAABAT

1AKÇAABAT

TRABZON
İLÇELERİ
TARİHİ YAPITLAR
SİT ALANLARI
DOĞAL GÜZELLİKLERİ
YEMEKLERİ
FOTO GALERİ
FOLKLÖR

Akçaabat’ın kuruluş dönemine ışık tutan kaynakların pek çoğu yok olup gitmiştir. Roma, Bizans ve hatta Osmanlı dönemine ait yapıtlar yakılıp yıkılmıştır. Özellikle Akçaabat’ın yakın geçmişini aydınlatan belgeler, anılar, armağanlar 1916-1918 yıllarını kapsayan Rus işgali sırasında yağma edilmiştir. Kuruluş dönemine ilişkin çok fazla görüş ortaya atılmasının sebebi de bu olsa gerek. Ancak konumu itibariyle Trabzon’a yakın olduğu için, Trabzon tarihinde vuku bulan olayların pek çoğu Akçaabat’ı da etkilemiştir. Aslında Akçaabat Trabzon’un bir ilçesi olmaktan çok, onun oldukça gelişmiş bir mahallesi gibidir. Şu da Akçaabat için bilinen bir gerçek ki; Doğu Karadeniz Bölgesi’nin en önemli ticaret merkezi olan Trabzon’un tek doğal limanı Akçaabat’tır. Trabzon’a rıhtım yapılmadan önce, bu civardaki yük ve yolcu gemileri fırtınalı havalarda Akçaabat limanına kaçmak zorunda kalırlardı. Doğal liman niteliğinde olan Akçaabat tarih boyunca bu yöreye gelen ticaret ve savaş gemilerinin barınağı olmuştur. Kuruluş dönemine ilişkin ortaya atılan görüşlerden biri şöyledir: Akçaabat’ın eski ismi Pulathane idi. Daha doğrusu bugün ilçe merkezinin olduğu yere Pulathane, çevresine ise Akçaabat denirdi. Trabzon’ daki Rumların puta taptıkları o dönemlere, Pulathane’ deki Rumlar da kavak ağacına taparlardı. Zaten Rum dilinde pulathane kavak ağacı anlamına gelirdi. Kavak ağacına tapan bu insanların yaşadığı bu bölgeye Pulathane denirdi. Daha sonraları halkının zengin oluşu nedeniyle ‘Abat olmuş zengin’ anlamına gelen ‘Akçaabat’ adıyla adını almıştır. Kronolojik sıralama ile Akçaabat için önemli olayları şu şekilde sıralamak mümkün; MÖ 700 Akçaabat Miletos ticaret kolonilerinin bir uzantısıdır. MÖ 312 Akçaabat Pontus krallığının eline geçti. 1214 Akçaabat Trabzon Rum İmparatorluğunun eline geçti. 1461 Akçaabat Trabzon’la birlikte Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı devleti topraklarına katıldı. Akçaabat’ın 10 km. batısında Akçakale denilen yerde halen duvarları duran bir kale vardır. Fatih Trabzon’u ve Akçaabat’ı aldığı zaman, çevre halkı bu kaleye kaçmış ve Osmanlı ordusuna karşı direnmiştir. 1810 Akçaabat tarihi açısından Osmanlı döneminin en önemli olayı 1810 yılı ramazan ayında yaşanan SARGANA DESTANI’ dır. Bu tarihte 18 gemiden oluşan bir Rus donanması Akçaabat’ın Sargana mevkiine çıkarma yapmak isteyip yöreyi işgale kalkışmıştır. Ancak, Akçaabat halkı ile yöreden yetişenlerin kahramanca direnmeleri karşısında Rus kuvvetleri tutunamayıp bozguna uğramış ve gerisin geri kaçmışlardır. 1884 Akçaabat, Teşkilat Nizamnamesi gereği ilçe kimliğini kazandı. 20 Nisan 1916 Birinci Dünya Savaşı sırasında Doğu Karadeniz Bölgesi’ni işgale kalkan Çarlık Rusya kuvvetleri önce 18 Nisan 1916’da Trabzon’u, iki gün sonra da 20 Nisan 1916’da Akçaabat’ı işgal etmişlerdir. 17 Şubat 1918 Ancak bu işgal uzun sürmedi ve 17 Şubat 1918’de düşman işgalinden kurtulan Akçaabat, Cumhuriyet döneminde kültür, sanat, eğitim, ticaret gibi alanlarda hızla gelişen ve adına layık zengin olan bir ilçe durumuna geldi.

ARSİN

ARSİN
Arsin Arsin İlçesi Ortaçağdan bu yana yerleşim merkezi olarak varlığını sürdürmekte olup, Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u Fethi ile 26 Ekim 1461 tarihinde Osmanlı topraklarına katılmıştır. 13 Nisan 1916 tarihinde Rus işgaline uğrayan Arsin 24 Şubat 1918 tarihinde işgalden kurtarılmıştır. Arsin, 1946 yılına kadar Yomra İlçesine bağlı iken bu tarihte bucak olmuştur. 1957 yılında çıkarılan 7033 Sayılı Yasayla İlçe durumuna gelmiş ve 4 Nisan 1959 tarihinde fiilen teşkilatlandırılmıştır. Arsin, temiz ve arınmış anlamına gelmektedir. Bu adını, tabii plaj durumundaki İlçe kıyılarındaki temiz kumsallardan aldığı söylenmektedir.

ARAKLI

aralık
Araklı Doğu Karadeniz’deki diğer yerlerde olduğu gibi Araklı’nın da tarih öncesi arkeolojik çalışmalarla aydınlatılmış değildir. Ancak binyıllar boyunca Doğu-Batı ticaretinin en canlı güzergahı olan İpek yolunun Karadeniz’e ulaştığı toprakların üzerinde kurulmuş olması ticari değerinin yanında askeri ve jeo-stratejik değerlere sahip olması ilçedeki yerleşimin Trabzon’dan çok sonra olmadığını düşündürtmektedir. Doğu Karadeniz’i Güneyden kuşatan ve savunmasını kolaylaştıran, dağlar Anadolu’ya hükmeden yönetimlerin bölge üzerinde otorite kurmasını, ticari ve sair ilişkilerle bölge kültürünün değiştirilmesini uzun süre engellemiş kendi bildiğince kendine yeterek yaşamayı benimseyen bir insan tipinin oluşmasına neden olmuştur. Hititler döneminde bölgenin madenlerini işleyen halkı Haliblerden maden alındığı, Asurluların Batı İran’dan gelerek bölgeyle sınırlı ticari ilişkilerde bulundukları bilinmektedir. Bölge ilk sömürgeci ziyaretini M.Ö.750 yıllarında Miletliler vasıtasıyla yaşadı. Ancak bu yıllarda Kafkasya üzerinden başlayan Kimmer akınları sebebiyle sömürgeciler bölge yerleşmeye fırsat bulamadılar. Kimmerler’den sonra İskitler ,Medler ve Persler kısa süreli hakimiyetleri olmuştur.Trabzon çevresindeki halklardan bunların özelliklerine yaşama biçimlerine yetiştirdikleri karakterlere dair bilgilerden söz eden Ksenefon M.Ö.400 yılında Bayburt-Trabzon yolculuğunda bölgenin yerli halkları olan Kolhlar Makronlarla savaşlarını Anabasis adlı eserinde yazar. Diğer kaynaklarda onaylandığı gibi bölgemiz halkı savaşçı arıcılık meyvecilik ve madencilikle meşgul denizden de faydalanır durumdaydılar.

BEŞİKDÜZÜ

3BEŞİKDÜZÜ
Beşikdüzü Trabzon’un batı yakasının sınırıdır Beşikdüzü. Doğusunda Vakfıkebir İlçesi, Batısında Giresun’un Eynesil ilçesi, kuzeyinde Karadeniz, güneyinde Şalpazarı ilçesi ve kısmen Tonya İlçesinin İskenderli Beldesi ile çevrili, denizden yüksekliği 10 metre olan şirin bir yerleşim merkezidir. 2000 yılı nüfus sayımına göre ilçe merkezinde 44307, köylerinde 21857 kişi yaşamaktadır. Yıl 1834 Beşikdüzü Padişah fermanı ile kuruldu. Şalpazarı İlçesi dahil olmak üzere 80 yıl müstakil tam teşkilatlı ilçe gibi ilçe gibi idari teşkilatta yerinin alır. 1914 1. Dünya Harbi arifesinde valilik kararı ile Vakfıkebir’e bağlanmışsa da müstakil oluşunu devam ettirir. 7/12/1953 gün ve 4/1949 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile eskiden olduğu gibi Bucak Sulh Hakimliği, Nüfus, Tapu Sicil Müdürlüğü, Özel İdare Müdürlüğü, Noterlik gibi teşkilatları kurulur. Ancak 1958 yılında Tapu ve Ziraat Dairesi hariç diğer devlet daireleri kaldırılır. Dilden dile nakil edilen sahih rivayetlere göre çevre halkı 13 ve 14. yy’ larda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelen Türkmen boylarını torunlarıdır. Bugünkü köy adlarının dikkat edildiğinde rivayetlerin doğruluğu ispatlanmış olur. Mesala, Oğuz, Türkelli, Şahmelik, Kalegüney, Anbarlı, Seyitahmet eldeki en eski belgelere göre Beşikdüzü’nün 1834 yılında Padişah 2. Sultan Mahmut Fermanı İle resmen kurulduğunu öğreniyoruz. Kısa bir müddet sonra tayin edilen Nahiye Müdürü 30 kadar zaptiyesi ile işe başlamıştır. Bu müdür ayrıca o zaman nahiye olan Vakfıkebir ve Tonya’ya da baktığından her birinde 4’er ay kalarak başlangıçta mülki idare ile bu şekilde yürütülmüştür. O zamana kadar süre gelen ahir idaresi resmi yönetime düşmüştür. Beşikdüzü bir müddet Görele ilçesine sığına Şarlı adı ile bağlı kalmıştır. Buradan ayrıldıktan sonra doğruca Trabzon vilayet merkezine tıpkı ilçe merkeziymiş gibi bağlanmıştır. Böylece dahi müstakil ve tam teşkilat ile yöre idaresinin özellikle ilçe milli eğitimde hizmetlerini yürütmüştür o zamanların usulüne göre her kazanan bir mümessil ile vilayet meclisine gönderilirken Beşikdüzü’nde kaza imiş gibi bir mümessilimizin bulunurdu son mümessilimiz nahiyenin Zemberek köyünden İspiroğullarından Kadı Mehmet Efendi’dir. 1914 1. Dünya Savaşı arifesinde ve mümessillimizin de hazır bulunduğu vilayet meclisinde ekseriyetle alınan bir kararla Vakfıkebir’e bağlanmıştır. İlçemiz 150 senelik mazisinin 80 yılı bir ilçe gibi geçirmiştir. Beşikdüzü 4 Temmuz 1987 tarih ve 19507 sayılı resmi gazetede yayınlanan 3797 sayılı kanunla ilçelik hürriyetini kazanmış ve ilk kaymakamı 04 ağustos 1998 tarihinde atanarak görevine başlamıştır. Not. Kaymakamlıkların web sayfası olmayan ilçelerimizde belediyelerinkileri kullanıyoruz.

ÇARŞIBAŞI

4ÇARŞIBAŞI
Çarşıbaşı İlçesi Doğu Karadeniz Bölgesi ‘ nde Trabzon – Giresun sahil yolu üzerinde , Trabzon ilinin 30 km. batısında kurulmuş güzel bir yerleşim merkezidir .Çarşıbaşı’nın eski adı İskefiye olup 1962 yılında değiştirilmiştir . Bunun yanında , Vakfıkebir ‘ de kurulan pazara gidecek olan insanların konaklama yeri olduğu için Çarşıbaşı ‘ na Pazarönü de denilmekteydi .Çarşıbaşı Trabzon ‘ dan ayrı olarak düşünülemez . Bu bakımdan Çarşıbaşı ‘ nın Trabzon tarihi içerisinde incelemek gerekir . Zaten Çarşıbaşı Tarihi ‘ ni aydınlatacak araştırmalar da henüz yapılmış değildir . Trabzon ‘ a ve Çarşıbaşı ‘ na ilk yerleşenlerin kimler oldukları tam olarak bilinemiyor . Ancak Miletlilerin Trabzon çevresine yerleşmelerinden çok önceleri bu yörede yerli toplulukların yaşadıkları , hatta Türk oldukları bilim adamlarınca kabul edilen İskit ‘ lerin buraya yerleştikleri ileri sürülmektedir .Miletliler ekonomik amaçlarla Karadeniz ‘ e açılmış , önce Sinop ‘ ta koloni kurup bundan sonra Doğu Karadeniz ‘ e doğru gelişmelerini sürdürmüşler , Trabzon ve çevresine hakim olmuşlardır . Miletliler Trabzon ‘ da koloni kurup etrafını da kontrol altına almışlardır . Trabzon ‘ da Milet egemenliği 700 yıl devam etmiştir . Bu süre içerisinde Sinop ‘ tan gönderdikleri valiler aracılığı ile Trabzon ve çevresini yönetmişlerdir . Miletlilerden sonra Pers ‘ ler Trabzon ‘ a hakim olmuşlar ve Hellenistik Döneme kadar hakimiyeti ellerinde tutmuşlardır . Hellenistik Dönemin sonunda Trabzon ve çevresi Pont Krallığına bağlanmıştır . Daha sonra Romalılar Trabzon ‘ a hakim olmuşlar ve 395 yılına kadar Roma hakimiyeti devam etmiştir . Bu tarihte Roma ikiye ayrıldığı için Trabzon ve çevresi Doğu Roma İmparatorluğu ‘ nun kontrolü altına girmiştir . Doğu Roma İmparatorluğu zamanında Trabzon ‘ un kale dışındaki yerleşim merkezlerine Bayburt üzerinden Çepni ve Yüreğir Türkleri göç ederek yerleşmeye başlamışlardır .

ÇAYKARA

ÇAYKARA
Çaykara İlçenin Tarihi, genelde Trabzon’un Tarihi ile ilişkilidir. Tarihi bilgilere göre İlçemiz, Eti’lerden itibaren bir çok Kavimlerin uğrağı olmuştur. Peçeneklerin ve Bizanslıların hakimiyeti altına girmiştir. En son olarak 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u Pontus Devletinden alması ile kesin olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimine geçmiştir. 1915 yılında Birinci Dünya Savaşı sırasında İlçemiz Rus Ordusunun işgaline uğrar. İlçemizin 27 km güneyindeki Sultan Murat yaylasında bulunan “Şehitler Tepesi” bu savaşta şehit düşen Türk Askerlerinin ölümsüz anıtıdır. İlçemiz 1925 yılına kadar Of ilçesine bağlı bir köy iken, 1925 yılında Bucak, 01.06.1947 yılında 5071 sayılı kanunla İlçe statüsüne kavuşmuş, 01.01.1948 tarihinde de fiilen teşkilatlandırılmıştır. 27 Şubat İlçemizin Kurtuluş Günü olarak kutlanmaktadır. İlçe ” Çaykara” adını Solaklı ve Yeşilalan derelerinin birleştiği yere yakın taşların arasından çıkan “Çaykara Suyu”‘ndan almıştır. İlçemiz, dağlık ve kayalık bir yapıya sahiptir. Trabzon iline 76 km uzaklıktadır. İlçe merkezi denizden 280 m yükseklikte ve 25 km içeridedir. Of ilçesinden Bayburt ili İstikametine uzanan vadinin içinde kurulmuştur. Soğanlı Dağları ve Uzungöl beldesinin doğu ve güneyinde bulunan dağlardan çıkan sular, Ataköy Kasabası yakınında birleşerek Solaklı Çayı adını alır ve Of ilçesinde denize dökülür. Solaklı Çayı’nın yatağı dar olduğundan, bu çayın kenarında bulunan İlçemizin yerleşim alanı da dardır. Çaykara, Trabzon’un deniz sahilinden içeride olan 6 ilçesinden biridir. İlçenin 420 km2. lik bir yerleşim alanı vardır. Of -Dernekpazarı-Çaykara-Bayburt Devlet Karayolu, Solaklı Çayı’nı takip eder. Bayburt ili sınırları içinde bulunan Soğanlı Dağlarının yüksekliği yer yer 3.000 metre yi geçer.

DERNEKPAZARI

5DERNEK PAZARI
Dernekpazarı Dernekpazarı, Solaklı vadisinin batısında eğimli arazinin Solaklı Çayı kıyısındaki dar düzlüğünde kurulmuştur. 1980’lerde yeni yapılan Of-Çaykara karayolunun doğu tarafında oluşan (Solaklı Çayı’nın doğu yakasında) önemli yerleşim alanları, ilçenin genişlemesine olanak sağlamıştır. 1929 yılında yaşanan sel felaketi Dernekpazarı’nı da etkilemiştir. Ulucami’den kayan toprak kütlesiyle önü kapanan Solaklı Çayı’nın oluşturduğu birikim, önündeki engeli yıkınca her şeyi silip süpürmüştür. 1959 yılında da daha az etkili olan bir sel felaketi yaşanmıştır. İlçe merkezine yakın, Holo deresinin Solaklı Çayı’na birleştiği yerde kurulu olan Süt Fabrikası bu bölgede üretilen sütü işlemektedir. Gurbet gelirleri dışında çay, fındık üretimi ve arıcılık önemli gelir kaynaklarıdır. Cumhuriyetten önce medreselerin bulunduğu Dernekpazarı’nda eğitime her dönemde çok büyük önem verilmiştir. Ayrıca, özel girişimcileriyle de dikkat çeken ilçeden değişik alanlarda öne çıkan isimler vardır.

DÜZKÖY

6DÜZKÖY
Düzköy İlçemiz Haçka adında köy iken 1944 yılında Bucak yapılmış, 1961 yılında ise ismi değiştirilerek Düzköy adıyla Belediye olmuştur. Akçaabat ilçesine bağlı belediye iken 9 Mayıs 1990 tarih ve 3644 sayılı yasa gereğince İlçe statüsüne kavuşmuştur. Düzköy ilçesi; Düzalan, Orta Mahalle, Büyük Mahalle, Cevizlik Mahallesi ve Yenimahalle, olmak üzere beş mahalleden oluşmaktadır. İlçeye 4’ü belediye (Düzköy Merkez, Çalköy, Çayırbağı ve Aykut Belediyeleri), 6’sı köy (Alazlı, Çiğdemli, Gökçeler, Taşocağı ve Küçüktepe köyü) olmak üzere toplam 10 yerleşim birimi bağlıdır. 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre İlçe Merkez Nüfusu 6.863 kişi, Beldelerin nüfusu 13.416 kişi, köylerin toplam nüfusu 4.613 kişi olmak üzere toplam nüfus 24.892 kişidir. Nüfus hareketleri açısından yayla ve mezra(mezere)lar önem taşımaktadır. Halkın büyük bir bölümü nisan ayından sonbahar başlarına kadar mezra ya da yaylalara göç etmektedir. İlçe topraklarının % 80’i engebeli bir bölge özelliğine sahiptir. İlçemizin işlenebilir arazisinde ise mısır, patates, fasulye ve benzeri tarım ürünleri yetiştirilmekte, ekonomi tarımsal ve hayvansal üretime dayanmaktadır. İlçemizin kuzeyinde Akçaabat, doğusunda Maçka, Batısında Vakfıkebir, Güneybatısında Tonya ilçeleri bulunmaktadır. İlçemizin yüzölçümü 117 kilometrekare-dir. İlçemiz Trabzon’a 35 km. uzaklıkta ve komşu ilçemiz Akçaabat’a ise 27 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Ulaşım yolu asfalt olup, Tonya ile stabilize yolla bağ-lantısı dışında daha iç kesimlere bağlantısı yoktur.

HAYRAT

HAYRAT
Hayrat Trabzon iline bağlı olan Hayrat 1991 yılında ilçe statüsüne geçmiş, 1992 yılında bir çok birimi oluşturularak Of ilçesinden ayrılmıştır. Hayrat tarihi incelenirken Of’dan yeni ayrılarak ilçe olması nedeniyle Of’un tarihiyle bir bütünlük içinde ele alınması gerekir. Bu doğrultuda Of’un geçirdiği tarihi süreç Hayrat içinde geçerli olmaktadır. Dönem hakkında bilgi veren kaynaklarda bu bilgiyi desteklemektedir. Bazı yerel yayınlarda Of’un Mitos’lu denizcilerce kurulan şehirlerden biri olduğu ve M:Ö:312’de Pontus Kırallığı sınırlarına girene kadar bağımsız olduğu yazılmakla birlikte bunu doğrulayan bir belge veya kaynak yoktur. Bölge ile ilgilien eski kaynak Heredot Tarihi’dir. Heredot , bölgeye gelen Milletlerin bu bölgedeki Amazon (kadın savaşçı) denen bir toplulukla karşılaştığını, bunun dışında bölgede bazı yerli kavimlerden bahseder. Milletlerden önce Trabzon yöresinin Hititlere ait olduğunu,M.Ö. 1900’lerde Hitit İmparatorluğu’nun kurulduğu , M.Ö.1200’lü yıllarda Hititler zayıflayınca Doğu Karadeniz’de Azzi’ler diye bir topluluğun oldu bütün tarih ders kitaplarında yazılıdır. Trabzon ve çevresi ile ilgili en geniş bilgi Ksenophon’un yazdığı “Anabasis” adlı kitapta vardır. M.Ö.400 yılında yazılan bu kitapta Trabzon’un şehir dışındaki yerlerinden ve dağlarından bahsederken bunları o dönemin isimleriyle geniş olarak anlatır. Miletler’in Trabzon’u yaklaşık M.Ö.750 yıllarında kurduğu bilindiğine göre aradaki dönemde Of ta bağımsız bir yönetimin olduğu söylemek kesinlikle yanlıştır. Trabzon şehri Of ile birlikte Müslüman Türklerin eline geçtiği 1461 yılına kadar Of ‘a sırasıyla koloniciler , Persler , Selevkiya Krallığı , Pontus Krallığı , Roma imparatorluğu , Bizans İmparatorluğu , Trabzon Rum Pontus İmparatorluğu hakim olmuştur. Rum Pontus İmparatorluğu sözündeki Rum ibaresinin Yunanlılık ile hiç ilgisi olmayıp kelime olarak Romalı manasına geldiği kesin hükümdür. Ayrıca özellikle Bizans dönemimde, Müslüman Arap ve Terklere karşı Bizanslılar çareyi Balkanlardan getirdikleri bir çok Türk boyunu Trabzon ve Of ‘ tan başlayarak güneye doğru Akdeniz sahillerine kadar yerleştirmekle bulmuştur. Ancak yerleşen bu insanlar genelde dağlık kesimlere yerleşmişlerdir. Burada dilleri Rumca ( bugünkü Yunanca ‘ dan farklı ) , dinleri Hıristiyan , çoğu kültürleri Türk olan insanlar vardır. Yine bu yöre insanı ile kafkas insanı arasında da kültür ve yaşam biçimi olarak çok sayıda benzerlik vardır. Bunlar ile ilgili bir çok yayın Of-Hayrat Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezi’ndeki kütüphanede bulunmaktadır. Of , 1461 ‘ de alındıktan sonra Of ‘ a ilk Müslüman -Türk yerleşmesi genellikle asker aileleri açısından olmuştur. Of ‘ta Solaklı ve Baltacı deresinin adları da buraya solaklı ve baltacı bölüklerinden yerleşen askerlerle ilgilidir. Of’a Müslümanların yerleşmesi ile ilgili kesin bilgiler arasında şu nüfus bilgileri verilebilir.

KÖPRÜBAŞI

7KÖPRÜBAŞI
Köprübaşı Köprübaşı ilçesinin tarihçesi ve ilk yerleşmeler hakkında ilmi bilgi yok denecek kadar azdır. Eldeki tarihi bilgilere göre Trabzon ve havalisinin Orta Asya’dan gelen kavimlerce iskan edilmesi ile, önce sahil şeridi, daha sonra da Köprübaşı iskan edilmiştir. Köprübaşı’nı ilk iskan eden kavimler gür ormanlar arasında Güneş’ten ara bir yer bularak buraya yerleşmişlerdir. İlk iskan edilen bu yer ilk önce Güneş’ten ar, daha sonra GÜNEŞARA adını almıştır. Bugünkü Fidanlı, Gündoğan ve Akpınar Mahalleleri ile Çifte Köprü, Güneşli (GÜNEŞERA) Köyü adı altında tek muhtarlık olarak 1929 yılına kadar devam etmiştir. 1929 yılında bugünkü Kahraman, Yağmurlu, Koyuncular, Konuklu, Dağardı, Büyük Doğanlı, Yılmazlar ve Arpalı köylerinin iştirakiyle KÖPRÜBAŞI (İki dere ve birbirine çok yakın iki köprü arasında kaldığından bu ismi almıştır) adı altında KÖPRÜBAŞI bucağı teşekkül ettirilmiştir. Daha sonra Fidanlı, Akpınar ve Gündoğan Mahallelerinin birleştirilmesi ile 1965 yılında KÖPRÜBAŞI BELDESİ kurulmuştur. 05 Mayıs 1990 tarihinde 3644 sayılı Kanunla Sürmene İlçesinden ayrılarak yeni bir İlçe olarak kurulmuştur. Köprübaşı, Kuzeyde Sürmene ilçesi, Güneyinde Bayburt ili, Doğusunda Çaykara, Of ve Dernekpazarı ilçeleri, Batısında Sürmene İlçesine bağlı Oylum Beldesi vardır. 9 Mahalle, 4 Köyü vardır. İlçe merkezinde rakım 200 metre, yüzölçümü ise 132 km2 dir. Trabzon ilinin Bayburt iline bağlayan en yakın yola sahiptir.

MAÇKA

MAÇKA
Maçka Turizm bakımından Doğu Karadeniz’in ve Trabzon’un en önemli ilçelerinden olan Maçka, sınırları içerisinde yer alan tarihi eserlerle birlikte adeta tarihe ev sahipliği yapıyor. Trabzon-Gümüşhane karayolu üzerinde bulunan Maçka, denizden 365 metre yükseklikte bulunuyor. Çam ormanlarının süslediği vadilerin bir dere yatağına kurulmuş olan ilçe, doğal güzellikler bakımından Trabzon’un en güzel ilçeleri arasında yer alıyor.Tamamıyla yüksek ormanlardan oluşan Maçka’nın sınırları, 2000 metreye kadar ormanlarla, daha yükseklerde ise yaylalar ve dağlara kadar oluşuyor. İlçede bulunan tarihi eserler ise şunlar: Sümela Manastırı: İlk olarak 4. Yüzyıl’da Atinalı iki keşiş tarafından mevcut bir mağarayı genişleterek yapılan kilise, 6. ve 13.yüzyıllarda da genişletilmiştir. Meryem Ana’ya ithaf edilen manastır ismini Latincedeki “Panaghia Tou Melas” dan (Karadağın Bakiresi)almaktadır. 1461 yılında bölgenin Osmanlı egemenliğine girmesinden sonra da faaliyetlerine devan etmiştir. Su kemerleri, kilise ayazma, mutfak, öğrenci odaları, kütüphane, erzak depoları ve mahzenler bulunan manastırdaki fresklerin bir bölümü tahrip edilmiştir. Trabzon’a 47 kilometre , Maçka’ya 17 kilometre uzaklıkta Altındere Milli Parkı içinde bulunan manastıra, yaz aylarında turizm acentaları tarafından günü birlik turlar düzenlenmektedir. Vazelon Manastırı:Maçka’ya 8 kilometre uzaklıkta Gümüşhane karayolu üzerinde çam ormanları arasında yer almaktadır. Manastırın ilk kurucusu ve yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla birlikte bazı araştırmacılar MS 270 ve MS 317 tarihleri arasında kurulduğunu belirtiyorlar. Günümüze oldukça büyük değişiklerle gelebilen manastırı, imparotor Justinianus onartmıştır. Bugünkü görünümünde manastırın sağır duvarlı birinci katına batısına merdivenle çıkılmakta ve buradan da küçük bir hole ulaşılmaktadır. Bu girişin iki yanındaki koridorlar ve çevresinde üçerden altı oda yer almaktadır. Son derece harap ve perişan durumdaki manastırda yalnızca yapı kalıntıları vardır. Manastır 1923 yılında terkedilmiştir. Kuştul Manastırı: Maçka’nın Esiroğlu Beldesi Kuştul Köyü’nde bulunan manastır, vadiye hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur. Diğer manastırlar kadar önemli olmamakla birlikte gelen yabancı turistlerin büyük ilgisini çekiyor. İlçenin Şolma Yaylası; merkeze 22 km. uzaklıkta çam ormanları ile çevrilmiş, soğuk suyu düz çimenleri ve çeşitli kokulu çiçekleri ile görülmeye değer bir yayla konumundadır. Maçka ilçesinde turistik değerlere sahip görülmeye değer birçok yayla vardır. Bunlardan bazıları; Kiraz Yaylası, Lapazan Yaylası, Kulindağı Yaylası, Maura Yaylası ve Lişer Yaylalarıdır. Lişer Yaylası her yıl 7 Temmuz günü çevre yaylalar ve köylerden gelen insanlarla “Soğuksu Şenlikleri”ni kutlamaktadır.

OF

OF
Of Miletoslu denizcilerce kurulan kolonilerden biri olan Of’un İÖ. 312’de Pontos Krallığı sınırları içine girinceye kadar bağımsız bir yönetim olduğu, Pontos egemenliğinin yıkılması ile Roma sonrada Bizans egemenliğine girdiği, Trabzon Rum İmparatorluğu döneminde ise önemli bir ticaret merkezi olduğu bilinmektedir. Cenevizliler ve Trabzonlular arasında uzun süre paylaşılamayan Of 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Tarihçi Şemsettin Sami ve Ali Cevat Of’un Trabzon Vilayeti Lezistan Sancağına bağlı bir kazası olduğunu, 60.000 nüfusu ile 100’ün üzerinde köyü bulunarak tahıl, meyve, fındık ve ceviz üretimindeki öneminden bahsedilmektedir. 1.Dünya savaşında Çanakkale savaşlarından sonra Osmanlı Genel Kurmayının Çanakkale birliklerini II. Ordu adıyla Doğu Anadolu’ya kaldırmak kararı üzerine Rus’ların Doğu Anadolu’yu işgal etmeleri üzerine bir Rus Tümeninin de Karadeniz sahilinde kıyı şeridini işgale başlaması ile Of 15 Mart 1916 da Rus kuvvetlerince işgal edilmiştir. Yaklaşık 2 yıl Rus ve ayrılıkçı Ermeni güçlerinin elinde kalan Of 28 Şubat 1918 de Türk Birliğince kurtarılır. Of adının kaynağı kesin olarak bilinmemekle birlikte bu konuda çeşitli belirleme ve tahminler bulunmaktadır. Bunlardan birisi Koman Türklerinde “Vatanı hiddetli bir şekilde korumak” anlamına gelen “OFSİN” kelimesinin zamanla söyleniş değişikliğine uğrayarak “OF” olarak kullanılmaya dönüşmüş olabileceğidir. İkinci ise Yunanca da “Yılan Kavi veya Bölüm” anlamına gelen “OFİS” kelimesinin zamanla “OF” olarak kullanılmış olabileceğidir. Of’un o zamanki yollarının çok dönümlü, iniş-çıkışlı olduğundan bu adın kullanılmış olabileceği ileri sürülmektedir. İlçenin en büyük akarsuyu olan Sulaklı Deresinin bir dönem İlçenin adı olarak kullanıldığı, Sulaklı kelimesinin Özbek Türklerinde bir oymak adı olduğu ve ayrıca Of kelimesinin “Silah” anlamına geldiği dikkate alınırsa Of kelimesinin Türkçe olduğu daha büyük ihtimal taşımaktadır.

SÜRMENE

SÜRMENE
Sürmene ilçesi, doğuda, Of, batıda Araklı, güneyde Gümüşhane’ye komşu olup kuzeyi Karadeniz ile çevrilidir. Tarihi geçmişi M.Ö. V. yy. kadar uzanmaktadır. 1854 yılında ilçe durumuna getirildiği salnamelerden anlaşılmaktadır. Denizi, tabiatın yeşillikleriyle kucaklaşan Sürmene halkı geçimini tarım, hayvancılık, balıkçılık ile; ağaç ve metal aletler yapımından sağlar. Tarım ürünü olarak çay başta gelir. İlçede bu çayı işleyecek çay fabrikası vardır. Köylerde büyük baş hayvan besiciliği yapılmakta olup, sahil boyunda balıkçılık önemli bir gelir kaynağıdır. 6 km doğusundaki Yeniay’da 800 – 900 tonluk büyük deniz motorları yanısıra küçük tonajlı feribot dahi yapılabilmektedir. Ayrıca el tezgahlarında bıçak, kaşık, keser, kazma vb. bir çok alet yapılmaktadır. Bunların içinde en ilgi çekici olan Sürmene bıçağıdır. Trabzon’a 39 km uzaklıkta bulunan Sürmene’de eski Osmanlı mimarisinin tipik örneği olan ahşap yapılara sık sık rastlanmaktadır.

Sürmene’nin tarihini Doğu Karadeniz Bölgesinin genel tarihi içinde ve onunla bir bütün olarak ele almalıyız. Karadeniz kıyısı boyunca sahile paralel olarak uzanan dağlar doğuya doğru gidildikçe sahile daha dik olarak iner.Sahilde yerleşimi mümkün kılacak düz alanlar yok denecek kadar az, bol yağmur nedeniyle dağlar orman ve sık bitki örtüsü ile kaplıdır.Vadilerde oluşan dereler sahilden iç kesime ulaşım için doğal bir geçiş yolları oluşturmaktadır.

ŞALPAZARI

Şalpazar
Şalpazarı Yavuz Sultan SELİM’in (I. Selim) Hükümdarlığı döneminde Trabzon, Torul ve Vakfıkebir arasındaki bölgeye “Vilayeti Çepni” denilmekte idi. Trabzon sancağı, Görele Kazasına bağlı olan Şalpazarı 1809 tarihinde çıkarılan bir fermanla Vakfıhatuniye (Vakfıkebir) Kazasına bağlandı. 1914’te Vakfıkebir’e bağlı bucak haline getirilen Şalpazarı daha sonra bu teşkilat kaldırılmış ve 1927 yılında Vakfıkebir’e bağlı olarak yeniden kurulmuştur. Bakanlar Kurulunun 07.12.1953 tarih ve 4-1945 Sayılı kararı ile tam teşekküllü bucak haline getirilen Şalpazarı, 02.06.1968 tarihinde Belediye teşkilatına kavuşmuş ve 7.12.1987 tarihinde de ilçe olmuştur. Merkez nüfusu 5570’tir. ilçenin, Kireç, Çamkirişi, Dereköy, Kalecik, Sugören ve Turaluşağı olmak üzere altı mahallesi ile Ağırtaş, Çarlaklı, Çetrik, Doğancı, Dorukkiriş, Düzköy, Fidanbaşı, Gökçeköy, Gölkiriş, Güdün, Kabasakal, Karakaya, Kasımağzı, Kuzuluk, Pelitçik, Sayvançatak, Simenli, Sinlice, Sütpmar, Tepeağzı, ve Üzümözü adlarında 22 köyü, Yeni Mahalle, Gültepe, Yeşilyurt Mahallelerinden oluşan Geyikli (Alagavur) adında beldesi vardır. Halk şal dokumalarıyla uzun müddet giysilerini kendi el tezgahlarında yapmıştır. Döşeme ve örtünme ihtiyaçlarını dastar ve çul dokuyarak, taşıma ihtiyaçlarını çentiye (çentik), zembil (camdan), heybe dokuyarak. Sarma ve taşıma ihtiyaçlarını dırmaç, urgan ve ip dokuyarak. Bel bağı, yörek bağı dokuyarak dü süs ve beşik ihtiyaçlarını gidermişlerdir. Yine kendi el tezgahlarında sarma keten yapılarak iç çamaşırı ve gömlek gibi ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Ayrıca zıpka, aba, şal ve başlık gibi ihtiyaçlarını da bizzat kendileri dokuyarak karşılamışlardır. Zamanla bölge bu giyim ve dokuma mallarının alım-satım yapılması nedeniyle “ŞARPAZARI” daha sonra değişikliğe uğrayarak “ŞALPAZARI” adını almıştır. Şalpazarı çevresine Ağasar da denilmektedir. Rivayetlere göre Çelebi Türklerinin genç Ağası yörenin en güzel kızı ile birbirlerine sevdalanırlar. Muhteşem bir düğünle evlenirler. Ağayı çok seven gelin Ağaya sık sık “Ağa sar, Ağa beni sar, sarıl” şeklinde maniler söyler. Böylece “Ağa Sar” yörenin adı olarak kalır. Başka bir rivayete göre de yörede yaşayan Ağanın ayağının aksaması nedeniyle “Ağa aksak, Ağa aksar” kelimeleri zamanla “AĞASAR” olarak telaffuz edilir ve Ağasar sözcüğü yörenin adı olarak kalır. Bir diğer rivayete göre ise 40 civarında aile yöreden göç ederken Beşikdüzü Takazlı mevkiinde göçenlerin kaç kişi oldukları sorulur. Onlar da “Aha Say” derler. Bu ifade zamanla “AGASAR’a” dönüşmüş ve yörenin adı olarak kalmıştır. Esasen Ağasar sözcüğünün Akhisar sözünün değiştirilmiş şekli olduğu da söylenebilir. Zaman, zaman kaynaklarda bu şekilde de geçmektedir .

TONYA

TONYA
Doğudan Düzköy ve Maçka, Güneyden Gümüşhane İline bağlı Kürtün İlçesi, kuzeyden ve batıdan Vakfıkebir ile Şalpazarı ilçeleri ile çevrilidir.
İlçenin genel alanı 264 Km2’dir. Denizden yüksekliği 755 metredir. Arazi genel olarak engebelidir. Yüksek dağ sıralarına rastlanmamakla birlikte mevcut tepeler kuzeyden güneye doğru uzanır. Bu uzantılar arasında bulunan Fol Deresi ile Çamlık Deresi Vadisi Tonya sınırları içinde kalır. İlçe merkezi Fol Deresi Vadisinde kurulmuştur.

Tonya’nın en yüksek tepesi 1900 m. yüksekliğindeki Karakısrak tepesidir. İlçe sınırları içinde büyük akarsu ve göl yoktur. En önemli akarsu Fol Deresi’dir. Fol deresi Tonya’nın güneyinde Kürtün İlçesi sınırlarındaki Erikbeli Tepesinden doğar. Kuzeye doğru Tonya topraklarını geçtikten sonra Vakfıkebir İlçesi merkezinden Karadenize dökülür. İkinci önemli akarsu Toksar tepesinden kaynağını alarak Beşikdüzü İlçesinden denize dökülen Çamlık Deresidir. Akarsuların rejimi düzenli değildir. Bahar aylarında karların erimesi ile su miktarı artar. Yaz aylarında azalır. Bununla birlikte yukarıda sözü edilen akarsuların kuruduğu hiç görülmemiştir.

İklim, Karadeniz iklimi ile karasal iklim arasında bir geçiş alanıdır. Karadeniz kenarından yükselen tepeler üzerinde bulunan ormanlar sürekli nem çeker. Denizden gelen su buharı burada yoğunlaşır, sis haline gelir. Bu nedenle özellikle yaz aylarında günlerin büyük bir bölümü sisli geçer. Güneşli havalar daha çok sonbaharda görülür. Yaz aylarında ortalama sıcaklık 20 derece, kış aylarında 6-7 derece civarındadır. Çevrede iklimin etkisiyle bitki örtüsü bir paralellik gösterir. Arazinin büyük çoğunluğunu meralar ve ormanlar kaplar ve yoğun ormanlar ilçenin güney yönündeki Kalınçam Köyü çevresindedir. Bu ormanlar yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşur. Bölgede en iyi yetişen ağaç kızılağaçtır. İnsan emeği olmadan kendi kendine yetişebilmektedir.

VAKFIKEBİR

VAKFIKEBİR
Vakfıkebir Vakfıkebir’in kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber çok eski bir yerleşim yeridir. Tarihi boyunca Hitit, Pers, Roma, Bizans ve Trabzon Rum İmparatorluğu’nun hakimiyetinde kalan Vakfıkebir 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Rum İmparatorluğu’nu yıkması ile Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiştir. Trabzon’un fethinden sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun değişik bölgelerinden gelen Türk boyları Vakfıkebir’e yerleşmişlerdir. Gelen boyların yeni yerleşim yerlerini benimsemeleri ve kültürlerini bölgeye taşımaları sonucunda Vakfıkebir çok kısa sürede bir Türk yurdu olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarına katılmasından sonra çeşitli idari kademelere ve isimlere maruz kalan Vakfıkebir 1864 tarihli Osmanlı Vilayet Kanunu çerçevesinde 1874 yılında Trabzon vilayetine bağlı bir ilçe olmuştur. İlçemiz 20 Temmuz 1916 tarihinde Rus Çarlığının işgaline uğramış ve 14 Şubat 1918 tarihinde kahraman ordumuz tarafından düşman işgalinden kurtarılmıştır. İşgal altında geçen dönem halk arasında “Muhaceret” olarak anılmakta ve her yıl 14 Şubat tarihinde büyük törenlerle kutlanmaktadır. İlçe halkı ülkenin kurtulması ve bağımsız bir Türk devleti kurulması çalışmalarında hep Atatürk’ün yanında yer almıştır. Bu çerçevede ilçe halkı aldıkları bir kararla Kellecioğlu Abdullah Hasip (Ataman) Beyi Erzurum Kongresi’ne Büyükliman Delegesi olarak göndermiştir. Abdullah Hasip Bey, Erzurum Kongresi’nin iki yazmanından birisi olarak görev yapmıştır. Vakfıkebir Cumhuriyetin kuruluşu ile beraber ilçe olma özelliğini ve sınırlarını korumuştur. Bu tarihte ilçenin merkez ile birlikte beş nahiyesi ve 129 köyü vardır. Bu nahiyelerden 10.03.1954 tarih ve 6324 sayılı kanunla Tonya, 19.06.1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla Beşikdüzü ve Şalpazarı, 09.05.1990 tarih ve 3644 sayılı kanunla Çarşıbaşı ilçe olmuş ve ilçemizden ayrılmışlardır. Bugün bir beldesi ve 34 köyü mevcuttur. Vakfıkebir’in ilk adı Fol’dur. Bu ismi ilçenin 45 km. güneyinden doğan ve ilçe merkezinde denize dökülen aynı isimli dereden almıştır. Vakfıkebir’in ikinci adı Büyükliman’dır. Vakfıkebir’in doğusunda yer alan Fener (Yeros) Burnu ile batısındaki Zeytin (Yobol) Burnu arasında kalan kısım karayele kısmen kapalı doğal bir limandır. Vakfıkebir bu doğal limanın merkezinde yer almaktadır. Bu nedenle Vakfıkebir uzun yıllar Büyükliman adıyla anılmıştır. Vakfıkebir bugünkü adını, Yavuz Sultan Selim annesi Gülbahar Hatun’dan almıştır. O tarihte Trabzon Valisi olan oğlu Şehzade Selim’i görmek için İstanbul’dan Trabzon’a deniz yoluyla seyahat eden Gülbahar Hatun büyük bir fırtınaya yakalanmış, kurtulması halinde karaya ayak basacağı toprakları Allah’a vakfedeceğini adamıştır. O zamanki adıyla Büyükliman olan yerleşim merkezinde toprağa ayak basan Gülbahar Hatun bu toprakları vakfeder. Vakfedenin büyük (padişah eşi) olmasından dolayı bu tarihten sonra yörenin adı Vakfıkebir (Büyük Vakıf) olmuştur. Vakfıkebir adının beş yüz yıllık geçmişi olmasına rağmen halk arasında Fol ve Büyükliman adları zaman zaman kullanılmaktadır.

YOMRA

YOMRA
Yomra Çok eski bir şehir olan Trabzon M.Ö. 2000 yıllarında kurulduğu Roma‘nın Bizans’ın kuruluşundan daha eski olduğunu yapılan araştırmalar ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Hitit, Asur, İskit, Makron, Kimri, Amazon, Kolh gibi Türk topluluklarının bölgede yaşadıklarını düşünecek olursak Trabzon ‘un kuruluşunda Rum Pontus ya da Bizansçılıktan öte Türklük vardır.Orta Asya ‘dan gelen bu Türk kavimlerinden sonra Milletlilerin,Romalıların,Bizanslıların, Kommenlerin idaresine girmiştir. Falmerayer isimli bir Alman tarihçisi bile bu hususta “Trabzon’u ilk kuranlar buralara ilk yerleşen Kafkas taraflarından gelen turani bir ırktır.” diyerek bu görüşlere katılmaktadırlar.Fatih Sultan Mehmet Han’ ın 1461 deki Trabzon ‘u fethiyle tekrar Türk hakimiyetine geçmiştir. Trabzon ‘u ilk kuranlar buraları ilk iskan edenler ve bu şehirde yerleşenler Orta Asyalı Türklerdir. Şu halde Yomra “Trabzon” un yaşadığı bütün işgalleri görmüş, imar faaliyetlerini beraberce sürdürmüş, saldırılara beraberce göğüs germiş yerleşen kavimleri bağrında barındırmış öz bir Türk yurdudur. Miletlilerin, Bizanslıların, Kommenlerin, Romalıların istilâsına uğramış, Kommenler devrinde toprak gelirlerinin bir kısmı Anadolu Selçuklu devletine ödendiği görülmüştür. Yine Anadolu Selçuklu devletinin parlak devrini yaşatan Alaaddin Keykubat zamanında komutanlarından Ertoguş Bey mahiyetindeki orduyla buraların kesin olan Türk hakimiyetine girmesi için Trabzon muhasara edilmiş, ancak bu toprakların Türkleşmesi 133 yıl daha gecikmiştir. (1228) Nihayet Fatih Sultan Mehmet Han’ın 26 Ekim 1461 yılında Trabzon’u fethetmesiyle Anadolu’da son toprak parçası da Türk birliğine katılmıştır.Bundan sonra Trabzon’un doğu taraflarının işgaliyle Şehzade Beyazid ‘in lalası Hızır Bey memur edilmiştir. Yomra’da o’nun vasıtasıyla Osmanlı imparatorluğunun içine girmiştir.Hızır Bey aynı zamanda Trabzon‘un ilk valisi olmuştur.Yomra topraklarının geliri ve iskan işiyle kale muhafızlarını görevlendirmiş, ilk yerleşme de Hızır Bey zamanında başlamıştır. Tarih boyunca birçok kavimlere yurt olmuş olan Yomra, uzun zaman Trabzon’un bünyesinde kalmıştır. Trabzon’un ekili biçili arazileri ve meyve bahçeleri Yomra ve çevresi olup 20. yüzyılın başına kadar Trabzon’un meyve ihtiyacını karşılamaktaydı. O yıllarda Yomra’da armudun, elmanın, fındığın, kirazın, karayemişin, üzümün ,incirin en alâsı yetiştirilmekteydi. 17. yüzyılda Yomra’dan geçen Evliya Çelebi, ünlü Seyahatnamesinde çevrede gördüğü meyveleri şöyle anlatmaktadır: “Yiyeceklerinden meyvaları, bilhassa kiraz, lahican armudu, Gülabi armudu, Sinop elması, Namık üzümü, Meleki üzümü ve Frenk üzümü gayet nefis olur. Badılcan (Patlıcan) inciri derler bir inciri olur. Bu incir o kadar lezzetli olur ki benzerine Nazilli de bile rastlanmaz.”Evliya Çelebi ünlü Seyahatnamesinde “Levrek balığı, kefal balığı gayet lezzetlidir. Bir karıştan uzun kırmızı başlı tekir balığı, uskumru balığı ve bin çeşit balıkları vardır. Fakat bunlardan en önemlisi ticaretinin yapıldığı hamsi balığı vardır. Bu balık Hamsin’de çıktığı için bu adı almıştır.” demektedir. 1228 yılında Trabzon Seferi ile yine Oğuz Türklerinin çevreye indiklerini görmekteyiz. Faruk Sümer’in “ Oğuzlar “ adlı eserinde 1358 yılında Kalabalık bir asker ile Çepnilerin Maçka’ya geldiklerini burada düşmanla çarpıştıklarını yazar. Aynı yılda Trabzon İmparator Türk akınlarını durdurmak için her zaman yaptığı gibi kızını Çepni Beyi Hacı Emir’e verir. Osmanlı coğrafyacılarından Mehmet Aşıkinin 16. yüzyıl sonlarında yazdığı “Menazür-Ül Evalim” adlı eserinde Trabzon yöresinde yaşayan Türk halkından ehemniyetli bir kısmının Çepnilerden meydana geldiğini belirtir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s